merhaba karakoc,
"resim Galerisi" ne girdiginde en basta "Dogan Karatay, nisan 2010,
Herdifliler ve Köy resimleri sergileri var. yeni resimler bu sergilerde. bunlari görmen gerekiyor. saygilar
sigaram gibi
iki fıstık, bir kırık leblebi gibi
rakı soframı özler gibi
özledim seni
tellerde asılı kalmış mekanik sesini
yüreğimden geçen ayak izlerini
sarhoş gecelerde nara atar gibi
özledim seni
biri kırık, iki dal gibi
bir yanım yaz,bir yanım kış gibi
siyah beyaz film izler gibi
özledim seni
saat yedi
bu son trendi yüreğimden kalkan
içinde vagon vagon insan
raylar biter uçurum kenarında birazdan
ve son arzulardan arta kalan
o kısa kısa gülücükler dağıtan
dudaklarının sıcaklığında
özledim seni
ölüme saniye kala
özledim seni...
sigaram gibi
iki fıstık, bir kırık leblebi gibi
rakı soframı özler gibi
özledim seni
tellerde asılı kalmış mekanik sesini
yüreğimden geçen ayak izlerini
sarhoş gecelerde nara atar gibi
özledim seni
biri kırık, iki dal gibi
bir yanım yaz,bir yanım kış gibi
siyah beyaz film izler gibi
özledim seni
saat yedi
bu son trendi yüreğimden kalkan
içinde vagon vagon insan
raylar biter uçurum kenarında birazdan
ve son arzulardan arta kalan
o kısa kısa gülücükler dağıtan
dudaklarının sıcaklığında
özledim seni
ölüme saniye kala
özledim seni...
Senin adını
kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.
Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
(bizlere âlâtı-katıa verilmez),
ne de başı bulutlarda bir çınar.
Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek
bana yasak...
Burası benden başka kaç insanın evidir?
Bilmiyorum.
Ben bir başıma onlardan uzağım,
hep birlikte onlar benden uzak.
Bana kendimden başkasıyla konuşmak
yasak.
Ben de kendi kendimle konuşuyorum.
Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
şarkı söylüyorum karıcığım.
Hem, ne dersin,
o berbat, ayarsız sesim
öyle bir dokunuyor ki içime
yüreğim parçalanıyor.
Ve tıpkı o eski
acıklı hikâyelerdeki
yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
mavi gözleri ıslak
kırmızı, küçücük burnunu çekerek
senin bağrına sokulmak istiyor.
Yüzümü kızartmıyor benim
onun bu an
böyle zayıf
böyle hodbin
böyle sadece insan
oluşu.
Belki bu hâlin
fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır.
Belki de sebep buna
bana aylardır
kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
bu demirli pencere
bu toprak testi
bu dört duvardır...
Saat beş, karıcığım.
Dışarda susuzluğu
acayip fısıltısı
toprak damı
ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran
bir sakat ve sıska atıyla,
yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı
dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla
ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı.
Bugün de apansız gece olacaktır.
Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın.
Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan
bu ümitsiz tabiatın
ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır.
Yine o malum sonuna erdik demektir işin,
yani bugün de mükellef bir daüssıla için
yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam.
Ben,
ben içerdeki adam
yine mutad hünerimi göstereceğim
ve çocukluk günlerimin ince sazıyla
suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla
yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı
seni böyle uzak,
seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi
kafamın içinde duymak... nazım HİKMET RAN
Bir gün Delilik yakın dostlarını kahve içmek üzere evine davet etmiş.
Herkes gelmis. Kahveler icildikten sonra
Delilik dostlarına saklambaç oynamayı önermiş.
Saklambaç mi? O da nedir? diye sormuş Merak.
-Saklambaç bir oyundur. Sizler saklanırken ben yüze kadar sayacağım.
Saymayı bitirdiğimde ilk bulacağım kişi benden sonraki ebe olacaktır.
Korku ve Tembellik dışındakiler Delilik'in önerisini derhal kabul etmişler.
-1..., 2..., 3... diye yüksek sesle saymaya başlamış Delilik. Acelecilik, ilk bulduğu yere kendini atıvermiş.
Utangaçlık, her zamanki alışkanlığıyla bir ağacın gölgesine ilişmiş.
Neşe, bahçenin orta yerine doğru yönelmiş.
Hüzün, saklanacak yer bulamadığından ağlamaya koyulmuş.
Kıskançlık, Başarı'nın pesinden giderek yani başındaki bir kayanın ardına sığınmış.
Delilik saymayı sürdürmüş...
Umutsuzluk, Delilik'in doksan dokuza geldiğini duyduğunda iyiden iyiye umutsuzluğa kapılmış.
- YÜZ ! diye haykırmış Delilik,
Saklanmayan ebedir, aramaya başlıyorum.
İlk sobelenen Merak olmuş. Birinci kurbanın kim olacağını o kadar merak ediyormuş ki, saklanmayı ihmal etmiş.
Bahçe duvarına baktığında, Delilik Kararsizlik'i fark etmiş; üzerine tünemiş olduğu duvarın hangi tarafına saklanacağını düşünmekle meşgulmüş ve hemen ardından Neşe'yi, Hüzün'ü,
Utangaclik'i sobelemiş. Herkes yeniden bir araya geldiğinde Merak sormuş:
Aşk nerede? Hiç Aşk'ı gören oldu mu?
Delilik, Aşk'ı aramaya koyulmuş.
Dağlara çıkmış, nehirlerin yataklarına bakmış, ama Aşk'ı hiç bir yerde bulamamış.
Çaresiz arayışını sürdüren Delilik, bir gül ağacı ile karsılaşmış.
Eline geçirdiği bir çalıyla ağacın dallarını, yapraklarını yoklamış.
Aniden tiz bir çığlıkla irkilmiş. Acıyla bağıran Aşk, diken batan gözünü tutuyormuş.
Delilik ne yapacağını bilememiş. Özür dilemiş, yalvarmış yakarmış Aşk'a
kendisini affetmesi için. O kadar üzülmüş ki, bir daha hayat boyu yanından
ayrılmayacağını bile vaat etmiş. Acısı biraz dinen Aşk sonunda özürleri kabul etmiş.
O günden beri Aşk'ın gözü kördür ve Delilik hep yanı başındadır...
hayatı çeşiti evrelerden olşuyor...
Kimi zaman mutluluktan ayaklarımız yerden kesilsede zaman zaman hüzün bulutları kaplıyor semalarımız..
Önemli olan kötü anlarda metanetini yitirmemek,hayata sarılacak güzel birşeyle bulabilmek..Hayata tutunmakla ilili güzel bir hikaye sizinle paylaşmak istedim...
-Tanrı birgün peygamber'in birine bir sandık hediye eder ve der ki bu sandığı sana emanet ediyorum ama sakın ola ki içini açıp bakmayasın..''Tamam'' der peygamber aradan zaman geçer..Ama peygamberi bir merak sarar, öyle ya acaba sandıkta ne vardır...? İçi içini kemirir sonunda dayanamaz ve sandığı azıcık aralayıp içine göz atmak ister.
Ama sandığı aralar aralamaz içinde bir Sarı, bir de Mavi güvercin uçuverir...Peygamber son havliyle sandığı kapatır.
İçinde bir tek Beyaz güvercin kalır veTanrı'nın huzuruda peygamber işlediği günahın farkındadır,mahcuptur..
Tanrı şöyle seslenir;
''Kaçırdığın o Sarı güvercin insanoğlu için sonsuza dek yaşamdı.Yani Ölümsüzlüktü....
Kaçırdığın o Mavi güvercin sonsuzluğa dek mutluluktu ,Yani Barıştı...
-''Peki der peygamber'' içinde kalan beyaz olanı...? Tanrı cevap verir..O da sonsuzuğa dek ''Umuttur.''
Yani herşeyinizi kaybetmiş olsanız bile 'Umutlarınız'' asla uçup gitmesine müsade etmeyin..Unutmayın sizi hayata bağlayan tek şey ''Umuttur.'' Ve eğer onuda kabederseniz geriye ne kalır ki....
İki Yol Vardır Önünde Ve Toplam Üç Kalp,Tam Ortasındasındır Bir Buçuk sundur.. Onlar İse Kalan Bir Buçuğu Paylaşır Birbirinden Habersiz. Ya Çok iyi Rol Yapman Gerekir Yada Buçuğu Birine Paylaşıp Herkesi Eşitlemen.. Kimi Zaman Yapamaz Bunu İnsan,Amaç Birini Seçip Diğerini Üzmek Değildir,Ama Bazen Birini Mutlu Etmek İstiyorsan Birilerinide Üzmen Gerekebilir...
< Sinan Çetin >
Herkes Bir Yerden Kopyalayıp Bir Yerlere Yapıştırırken Sen Bir Şeyler Yazabiliyordun.. Bazen Bir Yerden Kopyalanıp Bir Yerlere Yapıştırılıyordu Senin Sözlerin. Kimi Zaman Kendi Hayatlarının Akışına Göre,Kendilerini Senin Sözlerinle İfade Edebiliyorlardı Sadece. Ara Sıra Yüzünde Maske'yle Gezdin, Bazen Göşyalarını Gizlemek İçin Bazen İse Neden Niçin Diye Sormamaları İçin.. Her Ne Kadar Acının En Büyüğünü Yüreğininde Hissetsende Yapmacık Gülücüklerle Kendini Ve Çevreni Asla Kandırmadın, YÜREĞİNDE EN BÜYÜK ACIYI TAŞIDIĞI HALDE SÜREKLİ GÜLENLER Gibi Yapmacık Olamadın. Çünkü Bilirdin ; Herkesi Kandırsanda Bir Kendini Kandıramazsın Bu Hayatta, Çözüm Olmayacağını Bilirdin Ve Kendini Böylesi Ucuz Bir Maske'yle Gizlemezdin. Sen Hep Olduğun Gibiydin Ve Bu Yüzden Sevildin, Gülmen Gerektiği İçin Güldün, Ağlaman Gerektiği İçin Ağladın. Yüzüne Maskeyi Sırf Bu Yüzden Taktın, İnsanları Yapmacık İfadelerle Değilde Bilmemesi Ve Görmemesi Gerekenlerle Başbaşa Bıraktın.. Kapının Dışında Kalsanda O Kapıyı Hiç Bir Zaman Çalmadın, Çünkü Bilirdin , Çıktığın Yada Çıkarıldığın Kapıdan Tekrar İçeri Girdiğinde Hiç Bir Şey Eskisi Gibi Olmazdı, Bambaşka Bir Senaryo Bambaşka Bir İşleyiş BamBaşka Bir Hayat Ve Bambaşka Bir Sonuç. Bazı Kapılar Tek Kol'luydu, Bazıları O Kapıları Hayata Benzetirdi, İçerde Olduğun Zaman Kapıyı Açacak Ve İçeriye Girecekleri Belirleyen Kişi Olduklarında,Hayatı Kendilerinden,İstek Ve Tercihlerinden İbaret Sanırlardı.. Sana Göre Onlar Aslında Kol'un Ters Tarafındaydı , İstek Ve Tercihlerini Kol'un Yerini Değiştirmek Adına Kullanan İnsanlardı.. Seni Kapının Önüne Koysalarda, Sana Göre Hayat Zaten Kol'un Diğer Kısmındaydı. < Sinan Çetin >
once kendi soyuzun devam etmesi icin ugrasin, sonra arablara gelsin sira. Huseyin 'haksiz ve zalimin karsisinda dik durarak olmeyi tercih etmis biri olarak' elbette insanligin benliklere islemis onemli simgelerindendir, fakat bu kadar, daha fazla civikliga gerek yok, arab collerinde fazla pineklemek te gerekmez, yanibasinizda bir cok katliam, bir cuk huseyin var, onlara donun yuzunuzu. Asirlardir turlu belalara ragmen canli tutulan bir kultur iletisim caginda olmasi gerekenin tersine, olume yatirilmis, aciyorum size.
sevgili kardesim güzel yaziyorsun'da sizce alevilik nedir ? hem imam hüseyinden basediyorsunuz hemde sanki imam hüseyin veya cevrezi degilmis gibi yorum yapiyorsunuz siz islamin icindemisiniz degilmisiniz ? ve icindeyseniz niye öyle yaziyorsunuz ? degilseniz birakin imam hüseyincilik yapmayi dürüst olalim lütfen ehlibeyt islamin tah özüdür ne sünnidir ne hanefidir ne safidir ne malikidir ne kambelidir lütfen tesüf ederim kardes ve yine tekrarliyorum sizce alevilik nedir ? ve ne olmali cevap lütfen...
2010 YILININ TÜM İNSANLIĞA BARIŞ HUZUR VE SAĞLIK GETİRMESİ VE SAVAŞLARIN,TALANIN,ZÜLMÜN VE YOKSULLUĞUN OLMADIĞI İNSANLARIN DİNLERİNDEN,DİLLERİNDEN VE RENKLERİNDEN DOLAYI ÖTEKİLEŞTİRİLMEDİĞİ YAŞANILASI BİR DÜNYA UMUDUYLA YENİ YILINIZI KUTLUYORUM.
sevgili admin arkadaş kaynak insanin kendi beynidir su akar yatagını bulur içinizde ne varsa dişarda onunla karşılaşmanız kacınılmazdır sizce burda yapılan eleştirilerin sizin beyninizin onayı olmadan yayınlanmaması dogrumudur insan yazıyor ve emek veriyor ve karşılaştıgı durum şu yazınız sakıncalı kelımeler ıcermekte sanırım sız bu sınırı kaldırmadıkca buranın kısır dongusu hep devam etmekte d-t-p p-k-k gibi kelimeleri gunluk gazteler yayınlıyorsa burda yayınlanmıyorsa sanırım ineyi önce kendimize batırmamız gerek
-------------------------------
cevap: ne kadar anlamsiz bir yanit. ben size konudan dolayi forumda yazarsaniz daha iyi olur diye öneri yaptim. forumlarimizda degisik konularda bölümler var. forum pratik ve yanit yazmakta kolay olur. bu öneriyi yaptik diye yasakci mi ettin beni? kim ne yazdi ve ne ürettide o kisilerin emegine deger vermedim?
dtp basin aciklamasini ve kürt sorunun cözümü üzerine yazilari hic okumuyor musunuz sitemizde? bizi elestirmeden önce sitemizi biraz inceleseydin iyi olurdu. yaz emek ver bir seylere de senin düsüncelerini yayinlamadiysak o zaman elestir. ben ayni seyleri tekrarlamaktan biktim.
admin
Alevi Toplumu tarafından kutsal kabul edilen Muharrem matemi bugün başladı. Avrupa da ,Türkiye de yaşayan yüz binlerce Alevinin akşam topluca gerçekleştirecekleri oruç açımlarında, Hz Hüseyin başta olmak üzere Kerbela şehitleri anılacak. 12 İmamın anısına 12 gün sürecek olan orucun ardından, 13.gün İmam Zeynel Abidinin hayatta kalması ve Ehli Beyt soyunun devam etmesine şükür etmek amacıyla Aşureler pişirilecek....
Alevilere Bizlere veya Şimdiye kadar yaşadığınız inancınızı bırakın, İslam`ın beş şartını yerine getirin baskısı, imamlar tarafından Alevi yerleşim yerlerine yapılan camilerde ve de Alevi çocuklarına okullarda zorunlu din derslerinde her gün yapılıyor.
Atalarımızın kelle koltukta en zor koşullarda yaşattıkları ve bize kadar getirdikleri Alevi öğretisini yaşamak, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak; onlara olan vefa borcumuzdur. Atalarımız; haklıdan yana olmak ve hakkaniyeti savunmak uğruna, geçmişte birçok katliamlara uğramışlar ve canları pahasına da olsa kendi inançlarını korumuşlardır. Peki, biz, 21. yüzyılda demokratik bir ortamda neden kendi doğrularımızı bırakalım ki! Degilmi? ne dersiniz degerli canlar ?........Aydin
Not: sevgili arkadas ( tiestooo81)
bu yazilarini foruma eklersen iyi olur. z.defterine lütfen sadece site üzerine, tartisma veya elestirileriniz icin düsünülmüstür.
lütfen siteye aktarilan yazilarin kaynagini da belirtin...
admin
------------------------------------
Karınca dünyasında aşılması çok zor hatta imkansız olarak görülen bir tepe varmış bu tepeyi deneyen hiçbir karınca başarılı olamamış kimileri yolun yarısında kendini aşagı bırakmış kimileri düşmüş kimileri ise yolun henüz başında vazgeçmiş tırmanmaktan karıncalar o tepeyi artık imkansız bir tepe olarak görmeye başlamış birgün birkaç karıncaya o tepeyi tırmanırlarsa iyi bir ödül vaad edilmiş karıncaların çogu kabul etmiş ve belirledikleri birgünde toplanmışlar ve toplamışlar bütün karıncaları o tepenin yamacına karıncalar başlamış tırmanmaya yolun yarısına geldiklerinde sus pus olan karıncaalr başlamış 'imkansız tırmanamazlar tepeye , kimse yapamadı bunlarda yapamaz , yazık olacak' gibi konuşmaya zamanla karıncalar düşmeye başlamış 3 2 derken sadece bir karınca kalmış aşağıdakiler gene başlamış konuşmaya ama bu sefer biraz daha sesli ve bagırarak karınca bunalrı hiç dinlemeden ilerlemiş yoluna ve çıkıp tepeye boy göstermiş aşağıdaki karıncalar hayret ve heyecanla karıncanın aşağı inmesini beklemiş nihayet karınca aşağıya inmiş ve şu farkedilmiş karınca sağırmış yani konuşulan bütün olumsuz cümlelerin hiçbirini duymamış ve kendi olumlu düşünceleriyle başarmış bu imkansızı...
Dünyanın en büyük acısı nedir? Dünyanın en büyük acısı kalıcı bir acıdır. Var olmanın acısıdır. Var olmaktan sonsuz bir acı duyduğu halde, var olmak zorunda bırakılan insan en büyük münzevidir. Ölmek de o kadar kolay değildir. Ne kadar acı çekerseniz çekin, birileri gelip size Sisyphos'un kısır döngüsünü anlatacaktır. Var olmanın müthiş bir şans olduğunu, hayatın çok güzel olduğunu, her şeye rağmen, her şeye...
Öyle midir gerçekten? Var olmak bir hak değildir, elbette. Bir zorunluluktur hepimiz için. Var oluştan zevk almaya çalışarak yaptığımız, acımızı unutmaktır. Oysa, kendimizi öyle kaptırmışız ki bu unutma çabalarına, özgürlüklerden bahsetmişiz. Özgürlükler yüzünden, insanları tercihlerinden dolayı yargılamak saçma görünmektedir; ama başkalarının özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı durmuşuz. Oysa özgürlük yok ki. Ta var oluştan beri yok. Özgür iradeden söz edebilir miyiz bu halde? İnsan hakları dediğimiz şey başlı başına bir paradoks olmuyor mu? Hangi insanın hakkı?
Kendimizi öyle kaptırmışız ki... Körü körüne çalışmak, körü körüne yaşamak, körü körüne bilmek, körü körüne düşünmek, körü körüne var olmak...
Hepimiz "bir ömürlük misafir"leriz; ama anne-babamız tarafından zorla götürülmüş bir misafirlik gibi. Gittiğimiz yerdeki çocuklarla oynayıp, eğlenerek mutluluk yanılsaması yaşıyoruz, tıpkı özgürlük yanılsaması yaşadığımız gibi. Yaşamı bir oyun gibi görüyoruz. Yasaklarla dolu "özgür" bir hapishanede mutlu olma oyunu...